.Sözüm Ona.
OOO KİMLER GELMİŞ

Lütfen Giriş Yapınız,Yada Üye Olunuz!
Umarız Forumumuzda İyi vakit geçirirsiniz...



.Sözüm Ona.

.____ SÖZÜM ONA ____.
 
AnasayfaKapıGaleriAramaKayıt OlGiriş yapİLetiŞiM
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» aŞk büyük yazılmaz
Salı Ocak 15, 2019 9:47 am tarafından Muhtesim

» aŞk bıkmaz
Salı Ocak 15, 2019 8:45 am tarafından Muhtesim

» YARALI YETİM ARSLAN
Ptsi Ocak 07, 2019 10:46 am tarafından Muhtesim

» Adamlık
Ptsi Ocak 07, 2019 8:24 am tarafından Muhtesim

» çarkı felek
Ptsi Ocak 07, 2019 7:55 am tarafından Muhtesim

» mazlumların ahı
C.tesi Ocak 05, 2019 8:58 am tarafından Muhtesim

» aŞk bir giden
Cuma Ocak 04, 2019 12:03 pm tarafından Misafir

» favorim
Perş. Ocak 03, 2019 9:25 am tarafından Muhtesim

» Ölümün kurtuluşu
Perş. Ocak 03, 2019 8:11 am tarafından Muhtesim

» yolunacak kaz
Salı Ocak 01, 2019 10:40 am tarafından Muhtesim

En iyi yollayıcılar
Muhtesim
 
berfin
 
karanfil
 
Necati
 
hzn
 
SusKun
 
Aslı
 
ela-gözlüm
 
buket_07
 
Şamil
 
Anahtar-kelime
hayal başa kadın hayaller iletişim Dostoyevski kimdir sevgi kalbim sokağı Dost yalnızlık muhtesim özgürlük bıyık uyku sosyolog hatırla adamlığı sosyologlar baştan beden
SAAT
NAMAZ ÖĞRENİYORUM
NAMAZ HABERLERİ
  SİTENE EKLE
SİTENE EKLE
Kur’an-i Kerim OgReN
www.baktube.tr.gg
sitene ekle
İstiklal Marşı
İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy


GüNüN SöZü
Ads

    No ads available.



    Yeni Başlık Gönder   Cevap GönderPaylaş | 
     

     hud (as)

    Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    Muhtesim
    Admin
    Admin
    avatar

    Ruh HaLi :
    Hangi ülkedensiniz :
    Mesaj Sayısı : 4180
    Nerden : istanbul
    Teşekkür Sayısı : 9527
    Kayıt tarihi : 30/10/08

    DoSt GüLLeRİ
    ŞİİRLERİM: 22

    MesajKonu: hud (as)   Cuma Ocak 25, 2013 7:28 am

    Hz. Hud

    Tufandan sonra, gemiden karaya ayak basan müminler, zamanla çoğaldılar ve çeşitli bölgelere yayıldılar. Artık yeryüzünde Hz. Adem'den sonra, ikinci bir hayat başlamıştı. Hz. Nuh'un torunlanndan olan "AD" Yemen'de; Hadramut civarındaki Ahkaf'a yerleşmişti. Ad sülälesi zamanla çoğalıp, büyük kalabalıklar oluşturmuş ve "AD KAVMİ" diye anılır olmuştu. Bulundukları yer oldukça bereketli idi. Suyu yağmuru bol, toprağı ise verimli idi. Bu yüzden yemyeşil bağlar bahçeler yapmışlar, türlü türlü sebzeler meyveler yetiştirmişlerdi.


    Boylu poslu, güçlü kuwetli, oldukça yakışıklı olan Ad
    kavmi; "Ahkaf'ı adeta cennete çevirmişti. Bağlık
    bahçelik, şehirlerini; mermer sütunlar üzerine kurulu,
    muhteşem binalar, saraylarla bezemişler, şehrin her
    tarafını parklar, havuzlar, bahçeler ve heybetli
    caddelerle süslemişlerdi. Bu güzel belde, yani Ahkaf
    “İREM" adı ile şöhret olmuştu.
    Manevi ve ahlaki değerlerden uzaklaşan Ad kavmi, servetini ve gücünü kötü işlerde kullanmaya başlamıştı.


    Komşu şehirleri baskı ve zulüm altına alan, Ad kavmi, gelip geçen yolcularla da alay ediyor, yollara yanlış işaretler koyup, yolcuları yanıltıyor, ellerinde ne varsa alıyor, soyup soğana çeviriyorlardı. Sahip oldukları servet ve kuwet, onları kibre sürüklemişti. Bütün bu nimetlerden dolayı Yüce Allah'a şükredeceklerine, kendi yaptıkları putlara tapıyorlardı.
    Azgınlıkları daha da artınca, Yüce Allah Ad kavmine; oldukça yumuşak huylu, kalbi merhamet ve şefkat duygularıyla dolu olan Hud'u Peygamber seçmişti.


    Dürüstlüğü, cesareti zekäsı ile kavmi arasında sevilen ve sayılan bir kişi olan Hud Aleyhisseläm Peygamberlik görevini alınca aynı soydan geldiği bu azgın insanlara tebliğe başladı.
    - Ey kavmim yalnız Allah'a ibadet edin. Başkasına kullukta bulunmayın. Çünkü ondan başka iläh yoktur. Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Allah'tan korkunuz ve bana itaat ediniz.
    Ad kavmi yoldan çıkmıştı bir kere. Kolay kolayda
    imana geleceğe benzemiyordu.


    Bu yüzden Hud Aleyhisselämın nasihatlerine şiddetle
    tepki gösterdiler. Onu akılsız olmakla ve yalancılıkla
    suçladılar.
    Ancak Hud Aleyhisseläm sabırlıydı. Onları gayet
    yumuşak bir dille cevapladı.
    - Ey kavmim, ben alemlerin tek yaratıcısı olan, Yüce
    Allah'ın peygamberiyim. Bende çılgınlık ve akıl
    eksikliği yoktur. Allah doğru yolu göstermek için
    aranızdan beni peygamber seçti.
    Ad kavmi insafa gelmiyor, üstelik küstahça çevaplar vererek, Hud peygamberi üzüyordu.



    - Ey Hud, belliki tannlanmız seni çarpmış. Bu yüzden ne yaptığını ne söylediğini bilmiyorsun.
    - Ey kavmim Yüce Allah sizlere; develer, koyunlar, sığırlar, bağlar, bahçeler türlü türlü nimetler verdi. Bütün bu nimetler için ona şükür ve hamd etmelisiniz.
    Allah'a kulluk etmeyip, nimetlere şükretmezseniz korkarım ki hepinizi büyük felaketler bekliyor.
    Hz. Hud kendisine verilen, peygamberlik vazifesini
    yerine getirmeye çalışıyor, kavmini gelecek olan
    azaptan kurtarmak istiyordu.


    Ancak onlar böyle bir şeyin olabileceğine inanmıyor, azabın kendilerine ulaşamıyacağını sanıyorlardı.
    - Ey Hud. Bizi hep gelecek olan, azap ile korkutup
    duruyorsun. Atalarımız ne yaptıysa biz de aynısını
    yapıyoruz.
    Eğer bu davranışlarımız bir azabı gerektiriyor ise niye
    atalarımıza böyle bir azap gönderilmedi? Biz ne sana,
    nede senin rabbine inanmıyoruz. Madem doğru
    söylüyorsun, bizi korkuttugun azap gelsinde görelim.
    Ad kavmi açıkça azabı istiyordu.


    Çok geçmedi ki azabın ilk belirtileri görülmeye başladı. Gürül gürül akan pınarlar, dereler kurumaya başladı. Yeşillikler sararıp yok oldu. Ünlü İrem bağları kuruyup viraneye döndü. Hayvanlar telef oldu. Gün geldiki insanlar bir dilim ekmeğe, bir yudum suya muhtaç oldular.
    Kibirli iri yapılı Ad kavminde dermaftsızlık başladı. Nesilleri yavaş yavaş kuruyordu. Devamlı esen kum ve rüzgarın oluşturduğu tozdan ve dumandan dolayı zorlukla nefes alabiliyorlardı. Bütün bu olaylar oluyorken, Hz. Hud'da halkı uyandırmaktan geri kalmıyordu.


    - Ey kavmim, Yüce Allah'tan af dileyin. Ona tevbe edin ki size gökten bol bol yağmur göndersin gücünüze güç katsın.
    Tüm bu belaların hiç biri Ad kavmine gerekli dersi vermeye yetmemişti. Ders almadıkları gibi tam tersine Hz. Hud'a saldırmaya onu suçlamaya başladılar.
    - Ey Hud defol git başımızdan. Belki de bu belaların hepsi tanrılarımızı kızdırdığın için senin yüzünden başımıza geldi. Ad kavmi, başlarına gelen belalardan, sorumlu tuttukları Hz. Hud'u halk önünde küçük düşürüp, yok etmeyi, öldürmeyi düşündüler.


    Bu nedenle ondan olmadık isteklerde bulunmaya
    başladılar. Hz. Hud'da onlara çeşitli mucizeler
    gösterdi. Bu mucizeleri görüpte şahip olduktan sonra,
    bütün planları suya düşen putperestler, rencide olan
    gururlarını kurtarmak için Hz. Hud'un putlar
    tarafından cezalandırılarak delirdiği fikrini öne
    sürdüler. Hz. Hud her ne yaptıysa, ne ettiyse, onları
    bu inatlarından geri döndüremedi.
    Asıl korkunç azabın, yakında gelip çatacağı bütün putperestlerin, yok olacağı, müminlerin ise kurtulacagı Hz. Hud'a Allah tarafından, vahiy yoluyla bildirildi.


    Bir sabah vakti Hz. Hud, müminleri etrafına topladı. Çok geçmedi ki ufukta siyah bir toz bulutu belirdi.
    Ufukta gittikçe büyüyerek yaklaşan siyah bulutu göreı Ad kavmi sevinç çığlıkları atmaya başlamıştı.
    - İşte yağmur bulutu.
    - Nihayet kuraklık sona erecek.
    - Bağ ve bahçelerimiz suya kavuşacak.
    Putperestlerden bir kaç kişi, Hud peygamberi bulup onunla alaya başladılar.



    - Ey Hud gördünmü? Bak işte yağmur bulutları da geliyor. Yakında kuraklık bitecek. Bakalım şimdi ne diyeceksin? Hz. Hud'un cevabı onları yine de etkileyememişti.
    - Hayır! O görünen can yakan, azap veren bir rüzgarın habercisidir. Yüce Allah'ın izniyle önüne ne çıkarsa yok eder.
    Bunun üzerine olacaklardan haberdar olan Hz. Hud müminlerle beraber oradan uzaklaşmıştı.


    Yağmur bulutu sandıkları bulutun, gittikçe yaklaştığını gören Ad kavmi, şükür için putların önünde dans ediyor, onlara dualar ediyorlardı. Ancak sevinçleri kursaklannda kalmıştı. Ansızın esen şiddetli bir kasırga her tarafı çepeçevre sarıverdi. Kur'än'da "Sarsar" ismiyle belirtilen bu rüzgar, çıkardığı korkunç sesle; kulakları zonklatıyor, agaçları kökünden söküyor, koca sütunlan bir bir deviriyordu. İnsanlar adeta bir saman çöpü gibi havada savrulup duruyorlardı.


    Savrulmamak için sarıldıkları ağaçlar, sütunlar onları koruyamıyor, sıgınmak için girdikleri mermer sütunlu saraylar bir bir başlarına yıkılıyordu.
    Bizden daha kuwetli kim olabilir diye böbürlenen Ad kavmi, bu korkunç rüzgarın tesiriyle bir kül yumağı gibi savruluyor, çaresizlik içinde çırpınıyorlardı.
    Fırtına tam 7 gün 8 gece boyunca sürüp durdu. Ad kavmindeki putperestlerden, kimse kurtulamamıştı. Hayvanları dahil tek canlı sağ kalmamıştı.


    Hz. Hud imän eden 4 bin mümin ile birlikte İrem şehrinden ayrılıp, Mekke civarına giderek oraya yerleşti. Vefatına kadar yaklaşık on yıl gibi orada yaşadı.
    Kendilerinden zayıf olanlara zulüm edip güçleri ve kuwetleri ile gururlanıp diger insanları küçük görmeleri zenginliklerini ahlaksızlık ve eğlence yolunda harcamaları ve en önemlisi Yüce Allah'ı bırakıp puta tapmalan Ad kavminin sonunu getirmişti.


    ''Bütün kadınlar çiçektir.Birisi KARANFİL''
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://muhtesimturhan.yetkinblog.com
     
    hud (as)
    Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap verebilirsiniz
    .Sözüm Ona. :: İSLAM ve İSLAM' a DaiR-
    Yeni Başlık Gönder   Cevap GönderBuraya geçin: